Kerim Demir>> Site içi arama
Hoşgeldiniz Kerim Demir |

Bilgi

YENİ EKLENENLER

İçerik

Kerim DEMİR

tarihce1

Nüfus Teşkilatı tarihçesi

Osmanlı Dönemi
Cumhuriyet dönemi
Yakın Dönem



Osmanlı Dönemi

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Gülhâne Hattı Hümâyûnu ile başlayan yönetimsel düzenlemeler kapsamında, halkın sızlanmasına ve pek çok haksızlıklara neden olan “iltizam usulünün” kaldırılması ve vergi adaletinin sağlanması için vergiye esas olacak “emlak” ve “nüfus” un yazılması bir ihtiyaç olarak tespit edilmiştir. Bu nedenle vergi işlerini düzenlemek amacıyla sancak ve kazalara birer “Emval Muhassılı” atanmış ve bunlarla birlikte görev yapmak üzere birer de “Nüfus Katibi” görevlendirilmiştir.
Bu görevliler, kendilerine verilen talimata göre nüfus yazımı işine girişmişler ve hiçbir ayırım yapmaksızın herkesin isim ve şöhretini bir deftere kaydetmişlerdir. Bu kayıtlar, hukuki anlamda bugünkü nüfus kütüklerinden oldukça farklı bir niteliğe sahiptirler. Ancak ülke nüfusunun saptanması yönünden önemli bir aşama olarak kabul edilmektedir.
Bu çalışma Devlet tarafından nüfus kaydının tutulması gerekliliğini ve zorunluluğunu ortaya koyması açısından önemli bir olgudur.
Öte yandan, Osmanlı İmparatorluğunun güçlü ve zengin olduğu dönemlerdeki “himayeci” tutumunun dini kurallarla birleşmesi sonucunda yepyeni bir vatandaşlık anlayışı geleneksel bir hale dönüşmüş ve “yalnızca Osmanlı ülkesinde yaşıyor olmak” vatandaş olabilmek için yeterli bir koşul olarak görülmüştür. Her ne kadar, ulusal sınırlar içerisinde yaşayanlar arasında müslim ve gayrimüslim biçiminde bir ayrım söz konusu edilmiş ise de bu ayırım, kişinin vatandaşlığından çok statüsü ile ilgili bir husus olmuştur. Böylece bir Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğunda, vatandaş olabilmek için İslam dinine mensup olmanın yeterli koşul olarak görülmesi nedeniyle, bu Türk Devleti topraklarında yaşayan Türkler kendi devletleri içinde Araplarla ve Arnavutlarla eşit sayılmışlar ve imparatorluk nimetlerinden de eşit olarak yararlanmışlardır.
Bu köklü anlayış nedeniyle Devletle kişi arasında oluşturulan “vatandaşlık bağı” yalnızca dinsel kurallara dayalı kalmıştır. İmparatorluğun çöküş döneminde ise bu vatandaşlık bağının güçsüzlüğü kendisini göstermiş ve Devlet yüzlerce yıldır koruduğu, beslediği ve yücelttiği tebaası tarafından yıkılmaya, yok edilmeye çalışılmış, dört bir yandan başlayan ihanetlerin ardı arkası kesilmemiştir. Özellikle İmparatorluğun son 50 yılı içerisindeki çöküntüden pay alma sarhoşluğuna kapılan yabancılara, yerli halkın da “yabancılaşarak” katılması nedeniyle Devlet, işin önemini kavramış ve vatandaşlık konusunu “dinsel kurallardan ve geleneksel anlayış tarzından” uzaklaşarak yeniden düzenlemiştir.
Bu yeni düzenleme 1869 tarihli Osmanlı Tabiiyet Kararnamesi ile gerçekleştirilmiş olup, bu yasa ile dinsel anlayış bir kenara itilerek vatandaş olma şartı “kan bağına ve toprak esasına” dayandırılmıştır.
Bugünkü vatandaşlık uygulamalarının da temel ilkelerini oluşturan “kan bağı ve toprak esası” Devletle birey arasındaki hukuki statüyü kesin ve vazgeçilmez çizgilere ulaştırmış, vatandaşlık bağının oluşmasını ve gelişmesini her Türkün doğal yapısında bulunan milli duygularının sarsılmaz gücüne emanet etmiştir.


Böylece nüfus kaydının oluşturulması amacıyla yapılan yazım ile vatandaşlık işlemlerinin yeniden düzenlenmesi olgusu Devletin “nüfus hizmetleri” konusunda duyduğu ihtiyacın açık bir göstergesi olmaktadır.
Nitekim 1870 tarihli “İdarei Umumiyei Vilayet Nizamnamesi” ile ihtiyaç duyulan yenilikler getirilmiş ve bu arada il idare şube başkanları arasına “emlak” ve nüfus memurları katılmışlardır. Bu Nizamnamenin (Tüzüğün) 31 inci maddesine göre nüfus memurları “il içerisinde emlak ve arazinin ve nüfusa ait kuyudatı düzenlemek ve doğum, ölüm ve yer değiştirmeye ve pasaportlara ilişkin işlemleri” yürütmekle görevlendirilmişlerdir. Bu Tüzüğe göre, liva ve kazalarda emlak ve nüfus memurlarının görevleri ildekilerin bir benzeri olarak tespit edilmiştir.
Keza, 1876 tarihli Kanun-u Esasi’ nin 8 inci maddesinde de “Devlet-i Osmaniye tabîiyetinde bulunan efradın cümlesi herhangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.” hükmüne yer verilerek görev bir “Anayasal görev” niteliğine erişmiştir.
Esasen Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün tarihsel gelişimi, İçişleri Bakanlığının kuruluş ve gelişmesiyle çok yakından ilgilidir. Bakanlığın teşkilat yapısında, ülkenin gelişen ve değişen ihtiyaçlarına karşılık vermek üzere ortaya çıkan değişiklikler ile nüfus hizmetlerine ilişkin görüş ve düşüncelerdeki değişiklikler de bu Genel Müdürlüğün kuruluş ve görevlerini etkilemiştir. Önce 1836 yılında “Umuru Mülkiye Nezareti” adı altında kurulan ve daha sonra 1838 yılında “Dahiliye Nezareti” olarak adı değiştirilen bu Nezarete bağlı olarak “nüfus hizmetlerini yürütmek üzere” 1884 yılı Ekim ayında “Nüfusu Umumiye Müdüriyeti” kurulmuştur. Bu Genel Müdürlüğe 1889 yılında “Sicilli Nüfus Ahali İdarei Umumiyesi” adı verilmiş ve asıl hizmetinin yanında pasaport kalemi, mürur kalemi, vilayet kalemi, dersaadet kalemi gibi alt kademelere ayrılarak yapılanmıştır.
Bu yapı gereğince Osmanlı halkına ilk nüfus tezkeresi dağıtılmaya başlanmıştır. Ancak bu nüfus tezkerelerinin, herhangi bir nüfus kaydına dayanmaması ve tezkereyi taşıyan kişinin herhangi bir nüfus kütüğüne kayıtlı olmaması nedeniyle özel ve resmi işlemlerde pek yararlı olamamıştır. Bu sebeple toplumumuz hiçbir işe yaramayan bu belgelere “kafa kağıdı” adını takmıştır. Devlet de bu belgelerden bir yarar sağlanamayacağını anladığından, hizmete ilişkin kalıcı ve bu işlemlere çözüm getirici bir sistemin arayışına geçilmiştir.
Düşünülen sistemin temel unsurunu oluşturacak olan ilk “Genel Nüfus Yazımı” 1905 yılında yapılmıştır. Bu yazımda elde edilen kayıtlardan ilk nüfus kütükleri düzenlenmiştir.
Bundan sonraki aşama, nüfus kütüklerinin güncelliklerinin sağlanması ve bu kayıtlara dayanılarak nüfus cüzdanı verilmesi işlemi oluşturmaktadır. Nüfus kütükleri; nüfus esas defteri ve vukuat defteri olmak üzere birbirini bütünleyen iki ayrı unsurdan meydana gelmektedir. Nüfus kütüklerinin tutuluşuna ilişkin ilkeler ise; nüfus kütüklerine yalnızca Türk vatandaşlarının kaydedilmesi, kütüğe kayıt edilirken ikamet edilen yerin esas alınması, kayıt sırasında “Secere” düzenine özen gösterilmesi, kütükte her aileye bir bölüm (hane) ayrılması, nüfus kayıtlarının kişinin kimliğine ilişkin bilgiler yanında mensup oldukları dini, mesleğini, sanatını, okur-yazarlık durumunun ve bedensel özürlerini de kapsaması, kütüklerin yazımında Arap harf ve sayıları ile tarihlerinin yazımında hicri-kameri ve Şemsi Takvim esasının kullanılması, misafir nüfus durumunda bulunanların, misafir defterine kaydedilmekle birlikte yerli kayıtlı oldukları yer nüfus idarelerine bildirilmesi, nüfus kayıtlarının yalnızca mahkeme kararı üzerine düzeltilebilmesi veya değiştirilebilmesi, doğum, ölüm ve yer değiştirme işlemleri için muhtarlarca verilecek belgelerin, evlenme ve boşanma işlemleri için imam, papaz veya haham tarafından verilecek belgelerin kullanılması, bütün işlemlerin amir ve savcı tarafından denetlenmesi biçiminde tespit edilmiştir.
Bu ilkelerin uygulanması sürerken, Dahiliye Nezareti merkez örgütünün 1914 tarihli Tüzükle yeniden düzenlenmesi üzerine nüfus hizmetlerini yürütmekle görevli olan Genel Müdürlüğe “Nüfus Müdüriyeti” adı verilmiş ve görevleri de “Devletin nüfus işlemlerini ve Bakanlığın bununla ilgili yazışmalarını idare ve icra etmek ve nüfus istatistiklerini düzenlemek ve nüfus yazımı yapmak” olarak belirlenmiştir. Yine nüfus hizmetlerinin ve nüfus idarelerinin köklü bir biçimde düzenlenmesi aynı yıl içinde gerçekleştirilmiştir. 1914 tarihli “Nüfus Kanunu” ile 02/04/1915 tarihli “Sicilli Nüfus İdarelerinin Teşkilatı İle Memurların Vezaifini Mübeyyin Nizamname” ile nüfus idarelerinin kuruluş ve görevleri toplu bir biçimde ele alınarak düzenlenmiştir.

Nüfus Teşkilatı tarihçesi

Osmanlı Dönemi
Cumhuriyet dönemi
Yakın Dönem
Sola Kaydır

Kerim DEMİR(www.kerimdemir.tr.gg)

 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=